Özgeçmişi

         
                 
       

 

Atila Demirkasımoğlu, 27 Mart 1966 günü sabah ezanında, üç tepeye kurulu Niksar ilçesi'nde Sviritepe'de Niksar ovasına bakan bir evde, alaylı ebenin yardımıyla doğdu. Bu sırada babası Mehmet, İstanbul'da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde dördüncü sınıf öğrencisiydi. Atila olarak Adını amcası Şemsettin Demir'in koyduğu söylenmektedir.

Atila Demirkasımoğlu, anneanne, teyzelerin de yardımıyla büyüdü. Niksar, Tokat, Erbaa, Almus arasında yaptığı geziler daha bebeklik döneminde başladı. Dilaltı eti olduğu için anne sütü ememeyen Atila Demirkasımoğlu, iki yaşında bu nedenle ameliyat oldu. Bu yıllar, ailenin zor geçen yokluk yıllarıdır. Yaşanan sıkıntılar, kardeş ve akraba dayanışması ile aşılmaya çalışılmıştır. Bir yıl sonra doğan kardeşi Muhittin ile birlikte, zorlukların farkında olmadan birlikte büyüdüler. Dönemin sağlık koşullarının yetersizliği nedeniyle, sık sık hastalıklarla boğuştukları anlatılmaktadır. Ama direndiler ve yaşadılar. Ve Muhittin'in doğumundan bir yıl sonra, İstanbul Bayrampaşa'ya, ancak tatillerde gördükleri tıp fakültesinde okuyan babalarının yanına gittiler. Ve böylece İstanbul yılları başlamış oldu. Bir yıl sonra'da en küçük kardeşleri Özden doğdu.

Üç kardeş, ev hanımı olan anneleri Günseren'in elinde, hem okuyan hem de çalışan babalarının yanında gülmeye, konuşmaya ve koşmaya başladılar. Üç kardeşin birliktelikleri, oyunlarla güçlendi. Oynamayı, oynatmayı, bunu çok seven babalarından öğrendiler. Hiç oyun eksikleri olmadı, oyuna doydular. Oyuncakları, ki o dönemde zaten fazla yoktu, çok olmamasına rağmen herşeyi oyuncak yapmasını, akranları gibi öğrendiler.

Atila Demirkasımoğlu, konuşmayı öğrendiği ve bilinçlenmeye başladığı için, bu anlatımı artık onun zihnine ve diline bırakma zamanı geldiğini, böylece Dede Korkut'un diğer işlerine dönmesi gerektiğini söyleyebiliriz. Dede Korkut, milyarlarca anlatıma geri dönerken sözü Atila Demirkasımoğlu devam edecektir.

 

 

Türk Kaya Resimleri

Türk Kaya Resimi

 

Baş Sayfa

Özgeçmişi

Ailesi

Yazıları

Şiirleri

Bağlantılar

e-Posta

 

     
     
     
     
     
     

Atila nın en küçük resmi

 

 

 

 

 

             

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                             
                             

 

 

Atila İstanbul

Kıymet Sokakta

 

Atila Annesi ve Teyzeleri ile

Teyzelerimle

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Atila Muhittin ve Özden Üç kardeş

Üç kardeş, Kıymet Sokaktaki evde

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlkokul öğrencisi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ortaokul öğrencisi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tıp Fakültesi Öğrencisi

 

 

 

 

 

İstanbul Bayrampaşa'da Kıymet Sokak'da giriş katta bulunan kiralık evimizi hatırlıyorum. En eski neyi hatırlıyorum diye düşündüğümde, hastalığım sırasında duvarda gördüğüm at arabaları hatırıma geliyor. Ateşlenmiş ve rüya ile gerçek arasında bir yerde bulunuyordum herhalde. Babama ve anneme korktuğumu söylüyordum.

Kıymet Sokak'ta beş katlı bir evin giriş katı, arkasında yağcılık yapan ev sahiplerinin yağ bidonları ve arabaları vardı. Oralarda oyunlar oynamıştık. Komşularımıza gider ve onların çocuklarıyla güreş tutup, pek de yenilmediğimi hatırlıyorum.

"Top" tutkum ta o zamanlara dayanıyor. Küçük yaşta başladığım futbol oynama arzum, lise yıllarına kadar sürdü. O zamanlar futbol topu bulmak mümkün değildi. Plastik küçük toplar alır ve onlarla oynardık. Mahallede oynarken patlamış bir top sağlam olana geçirilir ve onun kolay patlamaması sağlanırdı. Biçimli bir geçirme işlemi öyle herkesin yapacağı bir iş değildi. Bu plastik topu bulamadığımız zamanlarda da, özellikle evin içinde, çorapları birbirine geçirerek top haline getirir ve evin fazla da olmayan eşyalarına zarar vermeden üç kardeş top oynardık. Kırdığımız camları ve şikayete gelen komşuları hala hatırlarım.

Mahalleler arası bayrak maçları, tahtadan yapılan kılıçlarla mahalle savaşları, karpit bulup açtığımız çukurlara su doldurup üstüne altını çivi ile deldiğimiz konserve kutusunu koyup, ortaya çıkan gaza ateşi yaklaştırdığımızda, kutunun yükselişini görmek gibi eğlenceler hatırımdadır. Bunlar genelde erkeklerle oynadığımız oyunlardı. Mahallenin kızları da katılınca, saklambaç, yakan top oynardık.

Misket oyunlarında kazanıp torba ile eve getirdiğim misketleri annem atınca, ertesi gün birkaçını bulamazsam, gazoz kapaklarını çamur ile doldurup aynı oyunları oynardık.

Ümit abi, Celil, Hidayet aklımda kalan arkadaşlarımın adları.

Kıymet Sokak'la ilgili hatırladığım önemli bir şey de, evin arkasındaki bahçede bulunan boş yağ bidonlarına taş atma söz konusu olduğunda, onların canının acıyacağı, şimdi soramadıkları hesabı öte dünyada soracaklarını düşünmekti. Onlara taş atamadığım gibi, yaptığımız sapanlarla vuramadığım ve vurmak da istemediğim kuşlar da aklıma gelir. Çocukluğumda başarısız olduğumu hatırladığım tek husus kuş vurma ve onları yemedir. Daha sonra da, bir kez hariç, av eti yemedim, yiyemedim.

İlkokula bu evde başladım. Nail Reşit İlkokulunun 105 numaralı öğrencisiydim. Sol göğsümün üzerine taktıkları kırmızı kurdele ile eve dönerken, mahallelinin takdir sözleri hala kulaklarımdadır. Başarılar, arkadaşlarla incirli parkına gitme iznini almamıza neden olurdu.

Kıymet Sokaktan, İstanbul Caddesine dördüncü katta yer alan bir eve geçtik. Bu evden Haliç ve İstanbul'un büyük camiileri görünürdü. Ufku genişti. Babamın memleketinden tanıdıklar daha yeni yapmıştı ve ilk biz taşınmıştık. Nalbur amca, Zeki amca, Ayşe Teyze, Nebiye Teyze ve onların çocukları bizim abilerimiz ve arkadaşlarımızdı. Çok iyi dostluk ve arkadaşlıklarımız oldu. Bu evi yapan üç kardeş, hem iyi insanlardı, hem de bize sağladıkları kolaylıklar olmuştu. İlk televizyonu burada seyretmiş ve 1974 Barış Harekatı sonrası, dedemin televizyonda her değişen resmi görünce küfrettiği İsmet Paşa'nın ölümünden biraz önce bizim evimize de televizyon gelmişti. Tunberg marka pikabı da olan radyomuz, televizyon öncesi, eğlencelerimizden biriydi. Emmoğlu ve Semiramis Pekkan'ın 33'lük plağı aklımda kalmış.

Evin olduğu caddenin az ilerisinde Yeşil Camii vardı. Abdullah Hoca'nın camii imamı, kardeşinin müezzin olduğu, sonradan yatılı Kuran Kursu da olan Yeşil Camii, bizim sokakta oynamaktan eve geç gelişimizi mazeretlendirmek için akşam namazı kıldığımız yerdi. Yazları Niksar'a gitmemişsek, yeşil Camii'nin Kuran Kursu'na gitmemiz kesindi. Falakayı orada görmüştüm. Benim okumam ve ezberim iyi olduğundan hiç yemediğim dayağı bazı çocukların hepimizin gözü önünde yediğini hatırlarım. Camii ve Kuran Kursu'nun önü bizim oyun alanlarımızdandı. Abdullah Hoca ve eşi Fatma teyze, aile dostumuzdu. Sanırım ilk çamaşır makinamızı, babamın sağladığı sağlık hizmetlerine teşekkür etmek maksadıyla, onlar almıştı.

Numan ağabeğ, Osman ağabeğ, Ali Osman, Vedat, Kadir futbol arkadaşlarım. Numan ağebeğ ile yaptığımız uçurtmaları daha sonra pek çok kez yaptım. Çıta bulamazsak, şeytan dediğimiz kağıttan uçurtmalar yapardık. Rami stadı, ilkokul öğrencisi olan benim, lise öğrencisi olan Numan ağabeğin takımı ile futbol stadında ilk çıktığım yer idi.

İlkokul dördüncü sınıfın Şubat Tatili'nde Babamın daha önce göreve başladığı, Ağrı ilinin Patnos ilçesine taşındık. Dördüncü sınıfın ikinci yarısına Cengiz Topel İlkokulu'nda devam ettim. Babamın sağlık ocağında yaptığı muayeneler sırasında, hastalar Kürtçe konuşurlar ve dertlerini öyle anlatmaya çalışırlardı. Babamda idare edecek kadar öğrenmiş ve onlarla asgari iletişimi kurardı. Sağlık Ocağı bahçesinde yer alan tek katlı iki daireli doktor lojmanında otururduk. Patnos'un, bir caddesi ve üzerinde sıralı dükkanları dışında hatırımda pek bir şey kalmadı. Doğançay denilen ve Erciş yolu üzerinde yer alan bir bölgeye iki defa babamla birlikte ava gittik. Onlar ördek avladılar, akşam yemedim. Süphan dağı, buradan çok güzel görünürdü. Malazgir Meydan Muharebesinin yapıldığı yer olduğu söylenirdi.

İlkokul çıkışlarında 25-30 kişilik okul öğrencileri, ellerinde taşlarla bizleri kovalardı. Biz kaçardık. Arkamızdan kürtçe küfrederlerdi. Eve geldiğimizde babam, kavgalara karışmayın derdi. Erciş ve Tutak Türk, Patnos daha çok Kürt idi. tutak gerçekten daha güzel bir yerdi. Murat çayı üzerinden geçilen bir uzun köprünün hemen solunda yer alan sağlık ocağının güzel bir konumu vardı. Hekim az olduğundan babam, haftada iki, kimi üç gün öğleden sonraları Tutak Sağlık Ocağında da görev yapardı. Tutak'tan çıkılan Sultan Murat Yaylasında at yarışları yapılırdı. Buranın halkı daha sevecendi.

İlkokul dördüncü sınıf bitince, babam Ağrı ili sağlık müdürlüğü görevine atandığından bizde onunla birlikte Ağrı'ya, hastane bahçesinde yer alan, müdürlük lojmanına geçtik. Burası ikinci katta kaloriferli bir daire idi. Hemen yanı başında Vali Konağı yer alırdı. CHP, 1978'de iktidara gelince vali olan ve bizim Trabzonlu hemşehrimiz Muzaffer Yüce'nin çocuklarıyla, konağın arka bahçesinde futbol oynardık. Valinin oğlu solcu olduğundan ve bizden büyük olduğundan bizi sinemaya, Yılmaz Güney'in filmlerine götürürdü. PKK ve Rızgari adlarını, 1979'un bu günlerinde ilk kez liseliler konuşurken duymuştum. Adalet Partili olduğu için babamı, Önce Rize'ye sürmüşler ve sonra babamın uğraşması üzerine o zaman Zonguldak, şimdi Bartın, iline bağlı Ulus ilçesine tayin olmuştuk.

1976 Çaldıran Depremi sırasında, Ağrı'nın neredeyse bütün dağını taşını gezdim. İlkokulda sabahçı olduğum için, öğleden sonra Sağlık Müdürlüğüne gider ve göreve giden arabalardan birine babamla veya onun emanet ettiği biriyle biner ve gece dönerdim. 20-30 kere böyle gezip dolandım. Yolsuz yerlerden, yaylalardan, Çaldıran'a ve Van'a gider gelirdik. Belki de dünyanın en güzel kırsal bölgelerinden biri Ağrı'dır. Büyük Ağrı Küçük Ağrı gerçekten muhteşem görünümleriyle o yaşta beni etkilemişti. Dağlara, toprakların rengine, taşların çeşitlerine bakarak vakit geçirirdim.

Babamın makam Şoförü Mustafa Ağabeğ, gerçekten bana ağabeğlik yapmıştı. Hazar bacı, evimizin yardımcısı orta yaşta bir hanımdı. Şamil Ağabeğ, ailece de gidip geldiğimiz, babamın odacısı idi. İyi insanlar vardı ve güzel günler geçti.

Ağrı'ya gelince, babam önemli br karar vermiş ve bizi bütün memur çocuklarının gittiği Cumhuriyet İlkokulu yerine, yerli ahalinin çocuklarının gittiği hemen Vali Konağının yanında yer alan Atatürk İlkokulu'na yazdırmıştı. "Benim çocuklarım, halkın arasında yetişecekler" diye söylerdi.  İlkokul'un beşinci sınıfında, peşimize yine 25-30 kişilik çocuklar düşerdi. bir seferinde ayağıma, benim farkında olmadığım bir zamanı seçen bir çocuk tornavida batırmıştı. Bu sefer, hem onunla hem de bir ikisi ile kavga edip dövdüğümden, bana dokunmaz olmuşlardı. Sonra hepsiyle arkadaş olduk. Ancak o civarda memur ve asker çocuğu yakalarlarsa döverlerdi. Biz üç kardeş engel olunca, bizi dinlerlerdi. İlk siyasal yürüyüşü, ki 500-600 kişilikdi, burada birisinin cenazesi sırasında evin penceresinden izlemiştim.

Hamur ilçesine, o zaman oranın kaymakamı olan, Trabzon'lu hemşehrimiz olan Recep Yazıcıoğlu'nun yanına gider, bazen akşam orda kalırdık. Gündüz kaymakamlık lojmanın arkasında yer alan tepede kayakla kayardık.

İlkokulu bitirince Galatasaray Lisesi Sınavlarına girmiş, birinciyi 120 soruda 119 yaparak kazanmıştım. Ancak ikincide yine 120 soruda 119 yapmama rağmen, o zamanlar okul doğrudan kendisi öğrenci aldığından, torpilimiz olmadığı için kayıt yaptıramamıştık. ortaokula Ağrı'da başladım ve ikinci yılın ortasında Ulus'a tayinimiz nedeniyle, tam gün eğitimli orta-lise beraber olan Ulus Lisesi'nde devam ettim.

Ulus'a gittiğimiz zamanlar, sağ-sol olaylarının giderek alevlendiği zaman denk geldi. Ecevit'in memleketi olan bu yer, ikibinüçyüz nüfusuna rağmen Ağrı'dan daha siyasi bir yerdi. Babamın Adalet Partili olması nedeniyle, ortaokul öğrencisi olan çocuklarına hem öğretmenler hem de öğrenciler zorluk çıkarırdı. Çok çalışkan olmasam beni sınıfta bırakacaklarını ifade eden öğretmenler olduğunu, daha sonra aile dostumuz olan bir öğretmen ifade etmişti. Türkiye, bu düzeyde aşırı ve içeriksiz bir siyasallaşma yaşıyordu.

Ortaokulu burada bitirmiş ve Fen Lisesi sınavlarını kazanamadığım için, babam ya İstanbul ya da Ankara'da okumamı sağlayacağını söylemişti. Ankara tercih edildi. Ve Bahçelievler Deneme Lisesi'ne zor bela kayıt yaptırmıştık. Ankara'dan 11 Eylül 1980 günü Ulus'a dönmüş ve o gece ihtilal yapılmıştı. Babam ve annem, Ankara'da olası olaylardan çekindikleri için sevinmişlerdi. Daha rahat okuyacağımı düşünmüşlerdi. Haklı çıktılar!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bilgi için e-posta: bilgi@demirkasimoglu.com

 

|||   Baş Sayfa   ||   Özgeçmişi   ||   Ailesi   ||   Yazıları   ||   Şiirleri   ||   Bağlantılar   ||   e-Posta   |||